Vakko Esmod 2017 Mezuniyet Defilesi

Vakko Esmod 2017 Mezuniyet Defilesi


Göz yaşı, sinir krizleri, çığlıklar, kavgalar, dakika sayılan “break time” lar ve havada uçuşan kalikolar (tasarımı asıl kumaşa dikmeden önce ‘bakalım kalıp nasıl olmuş’ diye amerikan bezinden diktiğimiz ve ütülenirken saman kokusu çıkaran şey)… Moda ile ilgili bir şeylerden bahsedeceğim kesin ama hayır absürt-komedi bir film değil. Vakko Esmod’un 2017 sene sonu defilesinden bahsediyorum. Sosyal medya olsun, gazete-dergi yayınları olsun bu sene çeşitli haberler gözümüze illaki çarpmıştır. Ancak köşe yazısına bu defileyi ayıran Hıncal Uluç’un dahi bilmediği ve bilemeyeceği şeyler var. Ve tüm bunları BEN biliyorum. Yani bu okulda beraber okuduğum arkadaşlarım ve ben.

Öncelikle koleksiyonları ‘moda gözü’ olarak değerlendirmem ya da objektif olmam pek mümkün değil. Çünkü her ne kadar ben ikinci sınıf olsam ve sadece ceket takımı ile defileye katılmış olsam da, yeni mezun-eski üçüncü sınıfların koleksiyonlarını çıkarırken geçtikleri her aşama da oradaydım. Sapık gibi yaptıkları her işe burnumu sokmuyordum tabiki!… Ama ikiler ve üçlerin aynı sınıfta olmasıyla burnum zaten her yerdeydi.

Kişisel favorim olsa hangi koleksiyon olurdu diye düşündüğümde aklıma ilk olarak Hilal geliyor ancak hemen sonra kafama diğer koleksiyonlar geliyor ve teker teker bana küsmeye başlıyorlar sanki. Çünkü diğer koleksiyonlar benim giyim tarzım olmasa da gerçekten ne kadar beğendiğimi farkediyorum. Mesela Elif’in unicorn koleksiyonu. Anne-çocuk için tasarlanmış bir koleksiyon ve muhtemelen bunları giyecek çocuklardan çok çok daha şirin kıyafetler. Anne olsam bile giymem giydirmem, çünkü “cool anne” olmayı planlıyorum ama bu kafadayken bile böyle düşünüyorsam ciddi bir başarı söz konusudur bence. Ya da Pelin’in koleksiyonu. Deri ve kürkten oluşan abartılı işlemeli bir koleksiyon. Hatta tüm sene Pelin’e “biraz sadeleşseneee” dediğimi bilirim. Ancak koleksiyon tamamlandığında eleştirdiğim şeyi bu kadar beğeneceğim aklıma gelmezdi açıkçası. Bir ceketinin arkasına eliyle yaptığı boyama… İstediğin kadar o ceketi giymem diyebilirsin ama oradaki işçiliği beğenmemek bana biraz “şeyyyy…” gelir. Ki işçilik derken, zaten “Altın İğne” ödülünü alan ve konuşmamın gerek bile olmadığı Zeliha’nın koleksiyonu. O kumaşların nasıl o hale geldiğini inanın ben de bilmiyorum. Çünkü kendi bulduğu yöntem olduğu için söylemedi ve buna saygı duyuyorum. Ancak sürekli garip kimyasallardan bahsetmesinden bile verdiği uğraşı görmesem de anlayabiliyorum. Sonuçta herkes kafasını kurtarmalı bir şekilde… şaka şaka!

Hepimizin kafalarının yıl sonuna doğru güzelleştiğini(!) itiraf ettiğime göre, ilgiyi mezunlardan bize ve birinci sınıflara kaydırabilirim. Açıkçası üçüncü sınıfa başladığımda her koleksiyonda “ceket olması” zorunlu olmasaydı, dikmemin gerekli olmadığı bir tasarım işine girene kadar ceket tasarlamayı aklımın ucundan bile geçirmezdim. Çünkü inanın bana aşk acısı çekmeyi tercih ederim dedirten bir zorluk ceket dikmek. Keşke çizmek ve içini boyamak kadar kolay olsa ancak değil. Ve bir de sanki dikmeyecekmişiz gibi çizdikçe çizince biraz elimizde patladı ve bolca göz yaşı döküldü desem yalan olmaz sanırım. Atlas’ın ceketi mesela. Kendisi bile tasarım açısından çok beğenmedi ancak eğitmenlerimizin seçimlerine göre devam ettiğimiz için o da seçileni dikmek zorunda kaldı. Her ne kadar aramızda ona “yorgan” da desek tüm ceketi eliyle dikti. Ben onun yerinde olsaydım kendimi asabilirdim… Gerçi zaten biraz o raddeye gelmiştim. Seçtiğim “yanmaz, leke tutmaz, kırışmaz” kumaşlarım başıma bela oldu. Uzaya gitmek isteyen için müthiş ‘stylish’ koruyucu bir ceket de olsa, hala biraz(!) ozona sahip dünyamıza gereksiz bir ceket doğmuş oldu.

Ve sonucunun mükemmel olduğunu düşünsem de dikilirken bir türlü çözüme ulaşamayan Kristina’nın kabuslarına girdiğini de duydu bu kulaklar. Tabi ki herkes bizim gibi değildi, diğer arkadaşlarım güzel idare ettiler diye düşünüyorum. Mesela Çağla… Bir sürü şeffaf parçayı kesmesi ve onları birleştirmesi kısmı dışında çıtçıtlarla şahane kurtardı kendini ve ortaya güzel bir parça çıkardı. Hazal’ın yaka kısmıyla uğraşırken can verdiği (gerçekten değil tabiki)  ceketi ise sanırım kişisel favorim olabilir. Ama dediğim gibi bu kadar canla başla çalışırken, herkesin yaptıklarını görürken çok objektif olunamıyor. Benim ceketim çocuğum gibi de olsa diğer arkadaşlarımın yaptıklarını da kuzenim olarak falan görüyorum.

Ancak her moda yazısında bir acımasızlık vardır. Ve bunu birinci sınıflar üzerinden yapmayı çok isterim. Maalesef ki iyi iş çıkardıklarını düşünüyorum. Sınıflarımız ayrı olduğu için o kadar konuya ve çalışmalarına hakim değilim hatta bazılarını ilk defa defile günü gördüm ve yaratıcılıkları konusunda  etkilendim. Ancak verilen konu açısından kıskanmadım desem yalan olur. Çevre konusu hem yaratıcılık açısından sınırları daha geniş hem de hikayesi olan bir konu. Çünkü elinizde bir tema ya da ilham olmadan bir koleksiyon yaratamazsınız ve ben görselden çok hikayelerden etkilenen bir tasarımcı adayıyım. Bir konu bulmanın en zor kısım olduğunu düşünsem de sonrasının da kolay olmadığını biliyorum. Sanırım bu yüzden minnoş bir yazıyla karşınıza çıktım. Çünkü moda her ne kadar şeytana en yakın şey de olsa, tüm bu çabayı gören bir şeytanın kalbini biraz yumuşatıyor gördüğünüz gibi.


Deniz Avaz

” Fashionziner New Author


Bu yazıdaki referanslar:

facebook.com/vakkoesmodistanbul

vakkoesmod.com


Views All Time
Views All Time
1624
Views Today
Views Today
1

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir