Ekranı Yukarı Kaydırın!

0
shares
Share on Facebook
Share on Twitter
Share on LinkedIn
Pin to Pinterest
+
What's This?

Herkese merhaba! Uzun bir süredir buralarda değildim. Önce Work and Travel için Amerika’ya daha sonra da Erasmus için Almanya’ya gittim. Bu nedenle de bu platformdan biraz uzak kalmış oldum ama artık yine buralardayım. Uzakta kalmış olduğum süre zarfı boyunca da özellikle Türkiye’yi, modayı, sosyal medyayı ve hayatı biraz daha dışarıdan bir gözle gözlemleme fırsatım oldu. Bu yazımda ise gözlemlerim sonucunda beni rahatsız eden bazı durumlardan bahsedip biraz da olsa bu konudaki farkındalığı arttırmayı umut ediyorum.

Öncelikle ben bir Tekstil ve Moda Tasarımı bölümü öğrencisiyim. Yani aslında bu alanların faydasını da zararını da akademik olarak derinlemesine bilen biriyim. Maalesef bu alanlar dünyaya en çok zarar veren ve doğada yüzyıllarca çözünemeyen atıklar üretilen alanlardan biri. Bilenleriniz mutlaka vardır ama yine de Tekstil ve Moda alanlarının bu gerçek yüzünü tekrar etmekte yarar var. Üretimde çalıştırılan insanların, sahip oldukları minimum hak ve aldıkları cüzi miktardaki maaşları da uzun zamandır tartışma konusu olan ama yine de sürekli gözardı edilen çirkin bir gerçek. Peki ya ben neden bunlardan bahsediyorum?

Estetik algısı ve güzeli arayış, insanın doğasında olan ve yüzyıllardır günümüze kadar süregelmiş bir arayış, belki de bir ihtiyaçtır. Moda, trendler ve değişim olgusu aslında genelde monoton giden hayatımızı dinamikleştirip hepimizi heyecanlandıran, hayatımızın vazgeçilemez parçaları haline gelmiştir. Bazen bir pantolon veya çanta almak belki de hayatımıza yeni bir enerji getiriyor ve bizi heyecanlandırıyor. Çünkü o sırada gündemde olan trendlere uymak belki de bizi iyi hissettiriyor. Bu durumda yanlış bir şey yok tabii ki. Fakat gerçekten de ihtiyacımız olan şeyleri mi alıyoruz? Ya da aldığımız o çantayı iki defadan fazla kullanabilecek miyiz? İşte asıl problem burada doğmaya başlıyor.

Uzun süredir dikkatimi çeken ve bence birçok kişinin de tıpkı benim gibi rahatsız olduğunu düşündüğüm bir konudan bahsetmek istiyorum. Sosyal medyada özellikle de Instagram’da sürekli olarak ‘’Ekranlar Yukarı!’’ komutu veriliyor bizlere. Genelde de aynı markaların reklamları, linkleri oluyor o yukarı kaydırılan ekranların altında. Takip ettiğimiz neredeyse bütün ‘’Influencer’’ adını verdiğimiz kişiler her gün defalarca bu paylaşımı yapıyorlar. Özellikle yaz döneminin bitimiyle başlayan şu çok acil(!) olan kazak alışverişleri beni bu konu hakkında yazmaya itti. Çünkü sanıyorum ki bütün bloggerlerın geçen senelerden kalan kazakları, montları, hırkaları kaybolmuş veya yanmış olacak ki hepsi bir insanın bir kış dönemi boyunca giyemeyeceği kadar çok kazak ve hırka alışverişi yaptı ve onları takip eden insanlara da ‘’Influence’’ edip aynı ürünleri onlara da aldırdılar.

Reklam yapmak, hayatlarını idame ettirdikleri işlerden para kazanmak tabi ki çok normal bir durum. Bu konuda ‘’Hadi bütün bloggerlerı takipten çıkalım!’’ gibi sığ bir görüşte değilim tabi ki. Günümüz şartlarında, globalleşen dünyada bu artık bir sektör haline geldi ve aslında insanların birbiriyle bir şeyler paylaşarak kitlelere hitap edebilmeleri çok da heyecan verici ve saygı duyulması gereken bir durum. Ama zaten sürekli olan bu tüketim yüzünden her şeyin değişmekte olduğu dünyamızda, insanları daha da fazla tüketime itmek ne kadar doğru acaba? Bir de onların paylaştığı her linki yukarı kaydırıp kendi dolabında ne olup olmadığını veya o ürüne gerçekten ihtiyacı olup olmadığını düşünmeden satın alan bir tüketici kitlesi de var maalesef.

Sahip olduğumuz ve yüzüne bakmadığımız o kadar çok eşyamız var ki aslında… Belki dolaplarımızın üstlerinde belki de bazalarımızın altında asla kullanmadığımız bir sürü eşyamız var. Onları gün yüzüne çıkartıp aslında yeni bir şeyler almak yerine çok fazla fırsat vermemiş olduğumuz eşyalarımızı kullanabiliriz mesela. Hem uzun süredir kullanmadığımız için bize sanki yeniymiş hissi verir hem de o eşyaları kullanmış olduğumuz, değerlendirmiş olduğumuz için mutlu olabiliriz. Derseniz ki artık bedenime uymuyor veya zevkime hitap etmiyor, o zaman da lütfen eşyalarınızın bir yerlerde ölmesine izin vermeyin çünkü dışarıda belki de o kazağı alabilecek parası olmayan insanlara ya kendiniz ya da çeşitli kurumlar aracılığıyla bağışlayın. Emin olun bu şekilde yatağınızın altında durmasından çok daha fazla işe yarayacaktır!

Hazır sezon değişiyorken ve dolaplarımızdaki yazlıkların yerini yavaş yavaş kışlıklar alırken bence bu söylediklerimi bir göz önünde bulundurun derim. Aldığınız tek bir kazağın veya yukarı kaydırdığınız bir ekranın arkasında, önünde bu gerçekler var işte! Umarım bir şekilde daha duyarlı insanlar olabiliriz.


Ayşe Katılmış

Fashionziner New Author ”


Bu yazıdaki referanslar:


Tüm medya mecralarımızı takip etmeyi unutmayınız. Share Now:

Ayşe Katılmış

Herkese merhabalar! Ben Ayşe Katılmış. İlk yazımda öncelikle kendimden bahsedip biraz kendimi tanıtmak istiyorum. Ben kim miyim? Kısa bir özet geçecek olursam; ben, 13.01.1995 tarihinde –yani 22 yaşındayım- İstanbul’da doğdum ve büyüdüm, şuanda da Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Tekstil ve Moda Tasarımı Bölümünde eğitim görmekteyim.

Ayşe Katılmış has 6 posts and counting. See all posts by Ayşe Katılmış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir