Entelektüel Yaklaşımla; MODA!

81
shares
Share on Facebook
Share on Twitter
Share on LinkedIn
Pin to Pinterest
+
What's This?

Hepimiz günlük ve özel hayatımızda; iz bırakabilmek, kendimizi etkili bir biçimde ifade edebilmek adına ve daha iyi görünmek arzusuyla hızlı modayı (fast-fashion) yakından takip ediyoruz. Fakat bize iyi hissettiren; alışveriş heyecanımızı canlı tutan, hızla değişen trendler sandığımız kadar masum mu? Ve biz tüketiciler olarak potansiyelimizin ne kadar farkındayız? Gelin birazcık modanın ilk akla gelen anlamı değil de,  bilinçli olunmadığı takdirde doğaya ve insanlara doğrudan ya da dolaylı olarak bıraktığı olumsuz etkilerden bahsedelim.

Öncelikle nedir bu Fast-Fashion?

Uygun fiyatlar ve en trend ürünler ile toplumun çoğunluğuna hitap eden cazip pazarlama stratejileri ile aktif tüketim sirkülasyonuna fast-fashion diyoruz. Günümüz yaşam standartlarındaki gelişme tekstil üretiminin önemli artışına neden oldu ve yıllık tekstil üretimi 80 milyon tonun üzerine çıktı. 80’li yılların sonuna gelene kadar moda perakendecileri ilkbahar-Yaz / sonbahar-Kış olmak üzere yılda iki koleksiyon çıkarırken günümüzde bu sayı yılda 52 koleksiyona kadar ulaştı. İş böyle olunca üretici firmaların maliyetten kaçınmak için başvurduğu yollar bizler için fark edemediğimiz sorunlar meydana getirmeye başladı. Süper ucuz ve süper hızlı çağı, sınırlı kaynaklarımız için ciddi bir tehdit unsuru.  Bu doğrultuda; doğa tahrip ediliyor, işçi hakları ihlal ediliyor ve sağlığımız hiçe sayılıyor. Fast-fashion ile şirketler kâra, bizler ise en ucuza aldığımız bol alternatifi olan en trend ve çok parçalı Kıyafetlere odaklıyız.  Fakat farkında olmadığımız maliyet çok daha ciddi aslında! Asıl maliyet su kaynaklarımız, toprağımız, eğitim ve sağlık olanaklarına erişimi olmayan onca işçi ve çiftçilerin can maliyeti. Maddi menfaatler dışında görmezden gelinen yaşam maliyetimizin böyle hızlı ve bilinçsiz tüketime devam edersek asla telafisi olmayacak…

Derimiz en büyük organımız, diğer organlarımıza nazaran dış etkenlere, zararlı/zehirli ilaç ve kimyasallara reaksiyonu çok uzun vadelerde anlayabiliyoruz. Ganj nehri 800 milyon Hintli için çok önemli bir nehir, Kuzey Hindistan’da hayat bu nehre bağlı. Kanpur’daki deri fabrikaları gün geçtikçe Ganj nehrini kirletiyor ve yok ediyor. Kanpur ucuz deri ihracatında Hindistan’ın başkenti diyebiliriz. Deri işlemek için “Krom 6” gibi ağır kimyasallar, 50 milyon litrenin üzerinde atık su tabakhanelerden nehre atılıyor. Çiftliklerdeki toprağa hatta içme sularına karışıyor. Özellikle batılı markalar dünyadan uzak, takip edilemeyen yerlerde meydana getirdikleri zararların sorumluluğundan kaçarak ucuz malzeme tedarik ediyor. Yerliler ise Kanpur’da; deri hastalıkları, sarılık, duyu kaybı, kanser gibi hastalıklarla boğuşuyor. Yer altı suları, içme suları hiçbir şekilde temiz değil. İnsanlar salata malzemeleriyle bile zehir tüketmiş oluyor, mide rahatsızlığı çok yaygın. Her evden bir kişide kanser görülüyor. Günümüzde moda sektörü petrol sektöründen sonra dünyayı kirleten ikinci sektör konumunda. Ne yazık ki bizde bu sektörün kötü yanlarını bilinçsiz tüketimlerimizle besliyoruz. Bol olduğu için hiç tükenmeyecek gibi görüyoruz kaynaklarımızı. Ama özellikle son on yılda artan hızlı tüketim; tükenmekte olan kaynaklar, dünya ve canlılar ile birlikte tekstilin kendi sonunu da getiriyor. Eskiden olduğundan % 400 daha fazla kıyafet alınıyor. Bir Amerikalı her yıl 40 kiloluk tekstil ürününü çöpe atıyor. Bu da sadece Amerika için 11,000.000 ton tekstil çöpü demek. Üstelik bu atıkların çoğu da ayrıştırılamıyor. Tekstil çöpleri 200 yıldan fazla çevreye zararlı gazlar üretiyor. Dünyada örneklerini gördüğümüz olaylara dayanarak batılı firmaların tekstil üretimine muhtaç, fakir ülkelerdeki firma yetkililerine ucuz üretim baskısı yaptığını söylememiz mümkün. Doğan ucuz üretim ihtiyacı ise işçi sağlığı, güvenliği ve haklarından çalıyor. Ailelerin, küçücük çocuklarının yaşamlarını mahvediyor. Eğitim ve yaşam standartlarını kısıtlıyor. Eğitimsizlik tekstil işçiliğine muhtaçlık kısır döngü ile sürüp gidiyor. Bu işçiler dünyada en az kazanan işçi konumundalar ve sadece 2 dolara çalıştırılıyorlar. Bangladesh, Dhaka bu üretim yerlerinden biri ve temeli sağlam olmayan, çatlaklarla dolu uygunsuz tekstil atölyelerinin çöktüğü, iş güvenliği olmadığı için sıkça çalışma alanlarında yangınların meydana geldiği haberlerine rastlanılan bir yer. Anlayacağınız ölen işçilerin sayısı arttıkça, sefalet içinde yaşamaya çalışan işçilerin sayısı arttıkça edilen kâr da artıyor. Bizlere sunulan fiyatlar düşüyor, alım gücümüz artıyor ve bu döngü daha da hızlanıyor. Biz hazır ürünlerde zehirli ham maddelere onlar kadar maruz kalmamamıza rağmen hayati etkilerini görürken onlar çok daha hızlı ve çok daha şiddetli olarak bu zararlı maddelerle temas ediyorlar. Tarih kendi aralarında sendika kurup  haklarını savunmak isteyen işçilerin fabrikalara kilitlenerek özellikle yüz ve kol dışında karın ve sırt gibi görünmeyen yerlerinden darp edilerek bastırıldıklarına tanık. Tekstilin hammadde üretimini incelediğimizde; eskiden pamuk gibi yenilenebilir liflerin çoğunlukla kullanıldığını ama günümüzde hammaddesinde petrol olan zararlı sentetik liflerle üretim yapıldığını görüyoruz. Polyestere olan talep son yıllarda iki katına çıktı ve organik pamuğun, saf/temiz üretimin yerini aldı. Özellikle bazı liflerin üretiminde; yenilenebilir olmayan kaynaklara dayanan yüksek enerji tüketimi ve bununla ilişkili hava emisyonları çevresel olarak sürdürebilirliğin önündeki en büyük engel. Enerji tüketimini azaltmak için; var olan naylon polyester liflerini mekanik ve kimyasal olarak geri dönüşümle kullanıp eski organik lif kullanım yüzdelerine geri dönülebilir organik üretim ve tüketimi tekrar canlandırabiliriz. Konvansiyonel üretim yöntemleri ile elde edilen gerek doğal gerekse sentetik liflerin sürdürülebilirlik sıralamasın da oldukça gerilerde, döngüsel ve organik üretim yöntemleriyle meydana gelen lifler ise en çevre dostu lifler olduğunu biliyoruz.

Peki ya biz; çevreye duyarlı, ekolojik bilinci olan moda severler olarak (!) hangi aktivis yaklaşımlarımız ile modanın bu olumsuz etkilerini ortadan kaldırabiliriz?

Firmaları daha iyi tanıyıp onlardan organik ve konvansiyonel lif ayrımını etiketlerinde belirtmelerini isteyebiliriz. Etiket okumalıyız! Bambu, Lyocell/Tencel, organik pamuk (konvansiyonel değil!) gibi lifler öncelikli tercihimiz olmalı çünkü konvansiyonel pamuğa, viskon, naylon, yün (doğaldır ama üretiminde çok su tüketilir) gibi liflere göre daha   zararsız liflerdir bunlar. Firmaları mekanik ve kimyasal olarak atıl lifleri kullanmaya teşvik edebiliriz. Günümüzde dönüştürülmüş lif kullanan firmalar var ama sayıları oldukça az. Bu firmalar bilinçliler böylelikle kompostlanan tekstil atıklarının sera gazları salgılamasını, zararlı kimyasal açığa çıkarmalarını engelliyor, kumaş üretimi için en az enerji tüketimini sağlıyor bu üretim prosesi ile; çevresel, sosyal boyutlardaki sorunlara sebep olmuyor ve kendi ekonomik bünyelerine de katkı sağlamış oluyor. Su, doğalgaz, petrol gibi enerji kaynaklarımızı korumuş oluyorlar. Bizler geri dönüşüm ürünleri almalı ve diğer firmalara bu yönde itici kuvvet olmalıyız. İnanın talep maillerimiz ve baskılarımız firmaların rotalarını büyük oranda etkiliyor. Bizler tüketim davranışlarımızı değiştirip, çevresel sorumluluklarımızın farkında olup, ne giydiğimizi daha iyi tanıyıp, kalite ve sağlamlığa yatırım yapmalıyız. Estetik özelliğini kaybetmeden eskiyen, uzun ömürlü ve işlevsel/temel ürünler tercih ederek; ürün değiştirme, yeniye talep etkisini azaltabiliriz. Çalışmalara göre en iyi seçenek; ürünü olduğu gibi kullanma, ikinci seçenek modifikasyonlar ile aynı ürünü yeni ürüne dönüştürme, üçüncü seçenek ise lifler haline getirilip tekrar kumaş/tekstil yüzeyi halinde farklı ürünler tasarlanması için hammaddeye dönüştürülmesidir. Sonra BT Pamuk üreticilerini tazyik edelim GDO’lu pamuk üretmemeleri için. Tarım esnasında pestisit ilaçları kullanmasınlar. Pestisit; toprak verimliliğini düşüren, doğum kusurlarına, hormon bozukluğu, zihinsel ve fiziksel hastalıklara neden olan, tarım ilacıdır.  Toprakta yaşayan canlıların, böceklerin yaşam alanlarını bozuyor. GDO’lu üretim yapılan köylerde 70-80 çocuk zihinsel engelli ve aynı oranda kanser. Tekstil baskılarına maruz kalıp gelirlerini yükseltemedikleri için aileler çocuklarının tedavilerini yaptıramıyor ve maalesef onların ölümlerini izlemekle kalıyorlar. Pestisitlerin ilk baştaki verimliliğine güvenip bu ilaçlara yüklenen bilinçsiz çiftçiler sonrasında kalitesi düşen verimsizleşen topraklara sahip oluyor, ilaç ve tohum borçlarını ödeyemeyerek ve psikolojik sarsıntılar ile intihar ediyorlar, verilere göre sayıları 2500’den fazla. Bizler dünya adil ticaret örgütü bilinciyle üretim yapan, çevre sorunlarını en aza indirmek için bilinçli, tekstil ticaretinin pratikte pis ve kirli olduğunu bilen ve bunu değiştirmek için katalizör olmayı hedefleyen kuruluşları tercih etmeliyiz. Peopletree bu kuruluşlara güzel bir örnek. Onun dışında türkiyede faliyet gösteren %100 İstanbul’dan bahsedebilirim sizlere. Bu firma; “Sizin çöpünüz bizim hazinemiz.” İlkesiyle kurulan ve tasarımları oldukça işlevsel ve üretim tarzını takdir ettiğim beğendiğim bir marka. Beyoğlu Tomtom mahallesinde, yolunuz düşerse göz atın derim.

%100 İstanbul’un bazı ürünleri;

Bir diğer beğendiğim marka; Restore Jeans

Bu marka üretim zincirinin dışında bırakılmış denim ürünlerini modası geçmeyen formlarda baştan tasarlayarak yalnızca “kişiye özel” giyinme deneyimlerini amaçlayan, atıksız yeniden üretim projesi ile hareket eden kuruluştur. Denim üretiminde “kumlama” işlemi silikozis hastalıklara neden oluyor. Bu işlem birçok çalışanın ölümü ile sonuçlandı. Bunun önüne geçmeyi hedefliyorlar. Denim üretimi en fazla temiz su tüketimine ihtiyaç duyulan alanlardan biridir. Restore Jean; bu tüketimin bilinci ile üretim yapıyor. Bir Jean üretimi için 10.000 litre su tüketiliyor, onlar ise her bir Jean’ın hijyeni için 20 litre su tüketiyor. Yeniden üretim sürecinde hemen hemen hiç atık yaratmıyor. Tasarımlarının her parçası tek parçalı, kişiye özel ve el işçiliği ile üretiliyor.

Göz atmak istersiniz bazı ürünleri:

Esen kalın efenim…


Meltem Aydın

“Fashionziner New Author”


Bu yazıdaki referanslar: 100de100istanbul.com/

restorejeans.com/pages/neden-restore

The True Cost 2015 (documentary)


Subscribe our YouTube Channel!

Follow us on Instagram!

Tüm medya mecralarımızı takip etmeyi unutmayınız. Share Now:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir